Şirket Ortakları Arasında En Sık Yaşanan Uyuşmazlıklar ve Çözüm Yolları

Şirketler hukukunda en sık karşılaşılan ihtilafların başında, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin bozulmasından doğan uyuşmazlıklar gelir. Özellikle limited şirketlerde ve az ortaklı anonim şirketlerde ortaklık yapısı çoğu zaman kişisel güven, iş bölümü ve karşılıklı beklenti üzerine kurulur. Bu denge bozulduğunda, uyuşmazlık yalnız kişisel anlaşmazlık olmaktan çıkar ve doğrudan şirketin yönetimini, karar alma mekanizmasını, mali işleyişini ve ticari devamlılığını etkileyen bir kriz haline gelir. Uygulamada şirket ortakları arasında yaşanan sorunların önemli kısmı, başlangıçta yeterince açık düzenlenmemiş ortaklık ilişkilerinden kaynaklanır.

Ortaklar arasında en sık yaşanan uyuşmazlık türleri; kâr dağıtımı yapılmaması, şirket kayıtlarına erişimin engellenmesi, yöneticinin veya müdürün tek taraflı hareket etmesi, şirket kaynaklarının kişisel menfaat için kullanıldığı iddiaları, genel kurul veya ortaklar kurulu kararlarının usulsüz alınması, pay devrinin tartışmalı hale gelmesi ve eşit paylı ortaklıklarda şirketin kilitlenmesidir. Özellikle iki ortaklı ve yüzde elli-yüzde elli yapıda kurulan şirketlerde, taraflar arasında güven ilişkisi bozulduğunda şirket karar alamaz hale gelebilir. Böyle bir durumda sorun artık yalnız ortakların kişisel uyuşmazlığı değil, şirketin fiilen yönetilemez hale gelmesidir.

Türk Ticaret Kanunu, bu tür şirket içi uyuşmazlıklarda birden fazla çözüm yolu öngörmüştür. Kanuna veya esas sözleşmeye aykırı genel kurul kararları bakımından iptal davası açılması mümkündür. TTK m. 445 uyarınca, özellikle dürüstlük kuralına aykırı genel kurul kararları aleyhine üç ay içinde iptal davası açılabilir. Daha ağır sakatlık taşıyan bazı kararlar ise TTK m. 447 kapsamında batıl olabilir. Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü bazı ortaklar kararın hukuka aykırılığını fark ettikleri halde süreyi kaçırmakta, sonrasında yalnız genel şikâyet düzeyinde kalmaktadır. Oysa şirketler hukukunda usul ve süreler, hakkın korunmasında kritik rol oynar.

Şirket ortakları arasındaki bir diğer yaygın başlık, yönetici sorumluluğudur. Yönetim kurulu üyeleri, müdürler veya fiilen şirketi yöneten kişiler, şirket menfaatine aykırı hareket ettiklerinde veya kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettiklerinde sorumluluk gündeme gelir. TTK m. 553 bu konuda kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının hem şirkete hem pay sahiplerine hem de alacaklılara karşı sorumluluğunu düzenlemektedir. Uygulamada bu tür dosyalarda çoğu zaman şirkete ait para çıkışları, ilişkili kişi işlemleri, defter ve belge erişimi, şirket zararı, ibra kararları ve ticari takdir ile kusurlu davranış arasındaki sınır tartışılır.

Haklı sebeple fesih ve ortaklıktan çıkma / çıkarılma davaları da şirket içi krizlerde sık görülen yollardandır. Özellikle limited şirketlerde ortaklık ilişkisinin sürdürülmesi dürüstlük kuralı bakımından çekilmez hale gelmişse, mahkemeden haklı sebeple fesih talep edilebilir. Bununla birlikte TTK sistemi artık feshi tek çözüm olarak görmemektedir. Nitekim TTK m. 531, haklı sebeplerle fesih davasında mahkemenin fesih yerine davacı pay sahibinin payının gerçek değerinin ödenmesine veya duruma uygun başka çözümlere hükmedebileceğini kabul etmektedir. Bu yaklaşım, şirketler hukukunda feshi son çare olarak gören modern anlayışın yansımasıdır.

Mahkemeler de uygulamada çoğu zaman doğrudan şirketin sona erdirilmesinden önce daha hafif çözümleri değerlendirmektedir. Bu eğilim, bölge adliye ve ilk derece mahkemesi kararlarında da açıkça görülür.


 Bu gibi durumlarda ortaklar arasındaki anlaşmazlıkları gidermek üzere şirketin feshedilmeksizin çözüm yolları getirmek üzere konuyu düzenleyen 6102 sayılı TTK. 636/3' te 6762 sayılı kanundan farklı olmak üzere ilave çözüm yollarına hükmedilmiştir. Hükmün ikinci cümlesinde mahkemeye ilave bir imkân getirilerek "Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir" şeklinde bir kural konulmuştur.

Kaynak: T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıkları önlemenin en etkili yolu ise baştan sağlam ortaklık zemini kurmaktır. Esas sözleşme veya ortaklar arası ek sözleşmelerde; oy hakları, kar dağıtımı, müdür atanması, çıkış mekanizmaları, rekabet yasağı, bilgi alma usulü, deadlock yani kilitlenme çözüm hükümleri ve pay devri koşulları açık şekilde yazılmalıdır. Uygulamada en yıpratıcı şirket davaları genellikle kötü niyetten değil, başta yazılmamış şeylerden doğar. Şirketler hukukunda güçlü koruma, dava açıldığında değil, ortaklık ilişkisi kurulurken başlar.