İcra takibi, özellikle para alacaklarının tahsilinde en sık başvurulan hukuki yollardan biridir. Alacaklı bakımından hızlı ve etkili bir takip aracı olarak görülse de, uygulamada en çok karşılaşılan sorunlardan biri borçlunun takibe itiraz etmesidir. İtiraz, takibi kendiliğinden durdurabilen ve alacaklının tahsilat sürecini ciddi biçimde yavaşlatabilen bir işlemdir. Bu nedenle birçok kişi takip başlatmayı bilir; ancak takibe itiraz edildiğinde hangi hukuki yolun izleneceğini doğru belirleyemediği için haklı olduğu dosyada dahi zaman ve delil kaybı yaşar.
İtirazın etkisi, takip türüne ve borcun niteliğine göre değerlendirilmelidir. İlamsız icra takibinde borçlunun süresinde yaptığı itiraz, kural olarak takibi durdurur. Bu andan itibaren alacaklı artık yalnız “takip başlattım” diyerek tahsilata devam edemez. Dosyanın yeniden işler hale gelmesi için ya itirazın kaldırılması ya da itirazın iptali yoluna gidilmesi gerekir. İşte uygulamada en sık yapılan hata burada ortaya çıkar: Alacaklı, hangi durumda hangi yolun izleneceğini ayırt etmeden hareket eder.
Eğer alacak yazılı ve güçlü bir belgeye dayanıyorsa, itirazın kaldırılması yoluna başvurulması mümkün olabilir. Ancak her belge bu sonuca elverişli değildir. Yazılı delilin hukuki niteliği, borcun açıkça anlaşılıp anlaşılmadığı, belgenin imza taşıyıp taşımadığı ve takip konusu alacağı doğrudan destekleyip desteklemediği önemlidir. Buna karşılık alacak daha çok sözleşme, fatura, teslim ilişkisi, cari hesap, hizmet ilişkisi veya birden fazla delilin birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir yapıdaysa, çoğu durumda itirazın iptali davası daha uygun olur. Bu dava artık mahkeme önünde görülen tam bir alacak yargılamasıdır.
İtirazın iptali davasında alacaklı, sadece “borç vardır” demekle yetinemez; borcun kaynağını, miktarını, muacceliyetini ve varsa temerrüt şartlarını ortaya koymalıdır. Uygulamada birçok alacaklı, icra dosyasındaki takip talebinin mahkemede de tek başına yeterli olacağını düşünmektedir. Oysa mahkeme, icra dosyasını değil, alacağın gerçek hukukî dayanağını inceler. Bu nedenle sözleşme, fatura, teslim tutanağı, banka kayıtları, cari hesap ekstresi, yazışmalar, ihtarnameler ve varsa kabul beyanları birlikte değerlendirilir. İtiraza konu borç ticari nitelikteyse, tarafların defter ve kayıtları da ayrıca önem kazanabilir.
İcra takibine itiraz sonrasında dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardan biri de süredir. Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden veya itirazı öğrendiği andan itibaren pasif kalırsa, takip fiilen sonuçsuz hale gelir. Üstelik zaman geçtikçe yalnız tahsilat gecikmez; aynı zamanda delil toplama ve borç ilişkisinin ispatı da zorlaşır. Özellikle ticari ilişkilerde, taraflar arasında sonradan yapılan görüşmeler, kısmi ödemeler veya yeni mutabakat girişimleri ilk borç ilişkisinin çerçevesini karmaşıklaştırabilir. Bu nedenle itiraz sonrası hızla hangi davanın açılacağına, eldeki delillerin yeterli olup olmadığına ve alacağın ispat stratejisine karar verilmesi gerekir.
İtirazın haksız olduğu durumlarda, şartların oluşması halinde icra inkâr tazminatı da gündeme gelebilir. Ancak bu sonuç her dosyada otomatik değildir. Bunun için borcun belirli, ispatlanabilir ve takip tarihinde mevcut olması; ayrıca borçlunun haksız şekilde itiraz ettiğinin ortaya konulması gerekir. Uygulamada kimi alacaklılar her itirazda otomatik olarak icra inkâr tazminatı beklemekte, kimi borçlular ise itirazın hiçbir sonucu olmayacağını düşünmektedir. Oysa itirazın haksızlığı ortaya çıkarsa, yalnız ana borç değil ek mali sonuçlar da doğabilir.
Bireysel alacak ilişkilerinde olduğu gibi ticari alacaklarda da, icra takibine itiraz çoğu zaman uyuşmazlığın asıl başladığı andır. Bu nedenle alacaklı için en güçlü hazırlık, takipten önce yapılır. Borç ilişkisinin yazılı kurulması, ödemenin banka üzerinden yapılması, sözleşme ve teslim kayıtlarının saklanması, ihtarname gönderilmesi ve hesap hareketlerinin düzgün tutulması, itiraz sonrası süreci doğrudan etkiler. İcra hukukunda tahsilat başarısının önemli kısmı, aslında takipten önce oluşturulan ispat altyapısından gelir.
Sonuç olarak icra takibine itiraz edildiğinde alacaklının yapması gereken ilk şey, paniklemek değil; elindeki belgelere ve alacağın niteliğine göre doğru hukuki yolu seçmektir. Her dosyada aynı refleks geçerli değildir. Kimi dosyada itirazın kaldırılması, kimi dosyada itirazın iptali, kimi dosyada ise doğrudan ayrı bir alacak davası daha sağlıklı olabilir. Ancak her durumda ortak ilke şudur: İcra takibine yapılan itiraz, alacağın sona erdiği anlamına gelmez; sadece alacaklının artık hakkını daha güçlü delil ve doğru usulle takip etmesi gerektiğini gösterir.